1. Medeni Hukuk 1.sınıf Final Sınavı Sorusu
I. 20 yaşındaki Ali,Ayşeye 01.01.2010 tarihinde evlenme teklif etmiş,Ayşe,teklifi kabul etmiştir.Ayşe küçük yaşta anne ve babasını trafik kazasında kaybetmiştir.Ayşeye mahkemenin vasi tayin ettiği büyükannesi Fatma bakmaktadır.
II. Alinin ailesi,Ayşeyi istemeye gelir,büyükanne Fatma,Alinin askerliğini bitirmesinden sonra evlenmelerine razı olduğunu bildirir.Ali ve ailesi de nikahın askerlik dönüşü olmasını uygun karşılar.aileler arasında 01.02.2010 tarihinde nişan töreni yapılır.Alinin annesiAyşeye nişanda giymesi için elbise,ayakkabı,çanta gibi 500 tl tutarında giyim eşyası alır.Fatmaya da 200 tl tutarında kıyafet alarak hediye eder.Alinin babasıda Ayşeye nişan törenlerinde 1500tl değerinde tek taş pırlanta yüzük takar.
III.Ayşe,misafirliğe gittikleri bir evde lavaboda ellerini yıkarken yüzüğü çıkarır ve orada unutur.ertesi gün temizlik için gelen bayan yüzüğü farkedince alıp kuyumcuya götürür ve satar.kuyumcu bu yüzüğü vitrinde görüp beğenen Nerimana 900 tl karşılığında satarak teslim eder.
IV.nişan sonrası Ali asker gider.bir sınır karakolunda askerlik yaparken teröristlerce karakola düzenlenen saldırıda Ali hayatını kaybeder.nişanlılık sırasında Ali ile birlikte olan Ayşe, Alinin ölümünden bir süre sonra bir çocuk dünyaya getirir.Alinin babası bir vasiyetname yaparak, Ayşenin dünyaya getirdiği çocuğunun kendi torunu,oğlunun çocuğu olduğunu vasiyetnamesinde belirtir.
sorular
s1)Ayşenin nişanlanma ehliyeti varmıdır?olayda nişanlanma meydana gelmiş midir?nişanlanma şarta veya süreye bağlı mıdır?
s2)Alilnin ölümü üzerine Alinin annesinin Ayşeye ve büyükannesi Fatmaya verdiği hediyelerin iadesini istemesi mümkünmüdür?
s3)Alinin babasını Ayşeye taktığı yüzüğü istemesi mümkün müdür?
s4)Ayşenin yüzüğü Nerimandan geri alması mümkün müdür?
s5)Alinin babasının vasiyetnamesi Ayşenin dünyaya getirdiği çocuğun soybağı açısından hukuken bir anlam taşır mı?
olay II
I.Ali Ayşeyle evlenmek istemekte fakat ailesi Leyla ile evlenmediği taktirde evlatlıktan reddedeceklerini söyleyerek karşı çıkmaktadırlar.Ali ne ailesi nede Ayşeyi üzmek ister,ali önce ayşe ile nikah massına oturur ve nikahları kıyılır;aynı gün 2 saat sonra başka bir evlendirme memurluğunda leyla ile nikah kıyar(bu durumdan iki bayanında haberi yoktur)Ali iş bahanesi nedeniyle kimi zaman Leyla kimi zamn Ayşeyi idare etmeye başlar
II.Ayşe birgün gerçeği öğrenir ve boşanma davası açar.dava devam ederken Ayşe üzüntüden kalp krizi geçirir ve ölür.
sorular
s1)Alinin leyla ile yaptığı evlilik geçerli midir?geçerli değilse geçersizliğin türünü ve bu tür geçersizliği kimlerin ileri sürebileceğini açıklayınız.olayda bu evliliğin geçerliliği dava edilebilirmi?
s2)Ayşenin ölümü üzerine Ali Ayşeye mirasçı olabilir mi?
s3)Ayşenin açtığı boşanma davasında zina sebebine dayanılmadı mümkünmüdür?
olayIII
Ayşe hostes olmak üzere iş başvurusu yapmıştır.Ayşe en az 3 yıl evlenmemeyi kabul ederse iş başvurusunun kabul edileceği söylenince buna razı olmuş ve en az 3 yıl evlenmeyeceği taahhüdünü içeren sözleşmeyi imzlayarak işe başlamıştır.
soru:mk 23 maddesi çerçevesinde Ayşenin en az 3 yıl evlenmeyeceğine ilişkin taahhüdün geçerli olup olmadığını değerlendiriniz.
olayIV
I.30 yaşındaki Ali ile 25 yaşındaki Behice ocak 2003 yılından beri evli olup, eşler Alinin kiraladığı evde oturmaktadır.
II.Ali ekonomik nedenlerle işten kıralınca babası iş kurması için 100000tl verir,Ali bu parayla Behice ile beraber beğendikleri bir dükkanı satın alıp lokanta açar ,lokantayı tepriş etmek için Cemalden 20000tl tutarında taksitle masa sandalye tabak çatal kaşık gibi eşyalar alır.
III.çocuk sahibi olabayan Ali ve Behice eşini kaybettikten sonra geçim sıkıntısına düşen ve çocuğuna bakamayan Aysunun 2 yaşındaki kızına 1 yıldan beri bakmakta ve onu evlat edinmek istemektedirler.
IV.Alinin evlenmeden önce kazancından biriktirip bankaya 1 ay vadeli yatırdığı 50000tl si olup parası her ay 300tl faiz getirmektedir.Ali annesinden yadigar elmas takı setini evlendikten sonra kullanması için behiceye vermiştir.
II. Alinin ailesi,Ayşeyi istemeye gelir,büyükanne Fatma,Alinin askerliğini bitirmesinden sonra evlenmelerine razı olduğunu bildirir.Ali ve ailesi de nikahın askerlik dönüşü olmasını uygun karşılar.aileler arasında 01.02.2010 tarihinde nişan töreni yapılır.Alinin annesiAyşeye nişanda giymesi için elbise,ayakkabı,çanta gibi 500 tl tutarında giyim eşyası alır.Fatmaya da 200 tl tutarında kıyafet alarak hediye eder.Alinin babasıda Ayşeye nişan törenlerinde 1500tl değerinde tek taş pırlanta yüzük takar.
III.Ayşe,misafirliğe gittikleri bir evde lavaboda ellerini yıkarken yüzüğü çıkarır ve orada unutur.ertesi gün temizlik için gelen bayan yüzüğü farkedince alıp kuyumcuya götürür ve satar.kuyumcu bu yüzüğü vitrinde görüp beğenen Nerimana 900 tl karşılığında satarak teslim eder.
IV.nişan sonrası Ali asker gider.bir sınır karakolunda askerlik yaparken teröristlerce karakola düzenlenen saldırıda Ali hayatını kaybeder.nişanlılık sırasında Ali ile birlikte olan Ayşe, Alinin ölümünden bir süre sonra bir çocuk dünyaya getirir.Alinin babası bir vasiyetname yaparak, Ayşenin dünyaya getirdiği çocuğunun kendi torunu,oğlunun çocuğu olduğunu vasiyetnamesinde belirtir.
sorular
s1)Ayşenin nişanlanma ehliyeti varmıdır?olayda nişanlanma meydana gelmiş midir?nişanlanma şarta veya süreye bağlı mıdır?
s2)Alilnin ölümü üzerine Alinin annesinin Ayşeye ve büyükannesi Fatmaya verdiği hediyelerin iadesini istemesi mümkünmüdür?
s3)Alinin babasını Ayşeye taktığı yüzüğü istemesi mümkün müdür?
s4)Ayşenin yüzüğü Nerimandan geri alması mümkün müdür?
s5)Alinin babasının vasiyetnamesi Ayşenin dünyaya getirdiği çocuğun soybağı açısından hukuken bir anlam taşır mı?
olay II
I.Ali Ayşeyle evlenmek istemekte fakat ailesi Leyla ile evlenmediği taktirde evlatlıktan reddedeceklerini söyleyerek karşı çıkmaktadırlar.Ali ne ailesi nede Ayşeyi üzmek ister,ali önce ayşe ile nikah massına oturur ve nikahları kıyılır;aynı gün 2 saat sonra başka bir evlendirme memurluğunda leyla ile nikah kıyar(bu durumdan iki bayanında haberi yoktur)Ali iş bahanesi nedeniyle kimi zaman Leyla kimi zamn Ayşeyi idare etmeye başlar
II.Ayşe birgün gerçeği öğrenir ve boşanma davası açar.dava devam ederken Ayşe üzüntüden kalp krizi geçirir ve ölür.
sorular
s1)Alinin leyla ile yaptığı evlilik geçerli midir?geçerli değilse geçersizliğin türünü ve bu tür geçersizliği kimlerin ileri sürebileceğini açıklayınız.olayda bu evliliğin geçerliliği dava edilebilirmi?
s2)Ayşenin ölümü üzerine Ali Ayşeye mirasçı olabilir mi?
s3)Ayşenin açtığı boşanma davasında zina sebebine dayanılmadı mümkünmüdür?
olayIII
Ayşe hostes olmak üzere iş başvurusu yapmıştır.Ayşe en az 3 yıl evlenmemeyi kabul ederse iş başvurusunun kabul edileceği söylenince buna razı olmuş ve en az 3 yıl evlenmeyeceği taahhüdünü içeren sözleşmeyi imzlayarak işe başlamıştır.
soru:mk 23 maddesi çerçevesinde Ayşenin en az 3 yıl evlenmeyeceğine ilişkin taahhüdün geçerli olup olmadığını değerlendiriniz.
olayIV
I.30 yaşındaki Ali ile 25 yaşındaki Behice ocak 2003 yılından beri evli olup, eşler Alinin kiraladığı evde oturmaktadır.
II.Ali ekonomik nedenlerle işten kıralınca babası iş kurması için 100000tl verir,Ali bu parayla Behice ile beraber beğendikleri bir dükkanı satın alıp lokanta açar ,lokantayı tepriş etmek için Cemalden 20000tl tutarında taksitle masa sandalye tabak çatal kaşık gibi eşyalar alır.
III.çocuk sahibi olabayan Ali ve Behice eşini kaybettikten sonra geçim sıkıntısına düşen ve çocuğuna bakamayan Aysunun 2 yaşındaki kızına 1 yıldan beri bakmakta ve onu evlat edinmek istemektedirler.
IV.Alinin evlenmeden önce kazancından biriktirip bankaya 1 ay vadeli yatırdığı 50000tl si olup parası her ay 300tl faiz getirmektedir.Ali annesinden yadigar elmas takı setini evlendikten sonra kullanması için behiceye vermiştir.
sorular
s1)Ali Behicenin rızası olmadan oturdukları evle ilgili kira sözleşmesini feshedebilir mi?
s2)Alinin Cemalden yaptığı taksitli alışverişte,Behicede Ali ile birlikte Cemale karşı sorumlu olur mu?
s3)Ali ve Behicenin Aysunun çocuğunu evlat edinebilmeleri için hangi koşullar gereklidir?
s4)Ali ve Behice arasında hangi mal rejimi yürürlüktedir?bu mal rejimine göre Alinin bankadaki parasını faiz getirisi ve Behicenin kullandığı elmas takı ne çeşit maldır?
s1)Ali Behicenin rızası olmadan oturdukları evle ilgili kira sözleşmesini feshedebilir mi?
s2)Alinin Cemalden yaptığı taksitli alışverişte,Behicede Ali ile birlikte Cemale karşı sorumlu olur mu?
s3)Ali ve Behicenin Aysunun çocuğunu evlat edinebilmeleri için hangi koşullar gereklidir?
s4)Ali ve Behice arasında hangi mal rejimi yürürlüktedir?bu mal rejimine göre Alinin bankadaki parasını faiz getirisi ve Behicenin kullandığı elmas takı ne çeşit maldır?
1. Cevap: Medeni Hukuk 1.sınıf Final Sınavı Sorusu
OLAY 1:
1) Nişanlanma yaşı kanunda belirtilmemiş olup, TMK md.118/2'de "Nişanlanma yasal temsilcinin rızası olmadıkça küçüğü veya kısıtlıyı bağlamaz." hükmü yer almaktadır. Olayda Ayşe, küçük yaşta anne ve babasını kaybetmiş, normalde velayet altında olması gerekirken, bu sebepten ötürü vesayet altına girmiştir. Her ne kadar Ayşe'nin yaşı ve kısıtlı olup olmadığı olayda belirtilmemiş ise de, vesayet altında olduğu gerçeğinden biz Ayşe'nin ergin olmadığını anlıyoruz.
Nişanlanma kişiye sıkı sıkıya bağlı bir haktır. Ayşe küçük de olsa nişanlanma ehliyetine sahiptir fakat küçüğün menfaatini korumak adına, nişanlanmanın mali sonuçlarından Ayşe, sorumlu tutulamayacaktır.
TMK md.118/1:Nişanlanma, evlenme vaadiyle olur.
Olayda Ali, Ayşe'ye 01.01.2010 tarihinde evlenme teklif etmiş, Ayşe de teklifi kabul etmiştir. Belirtilen hükümdeki "evlenme vaadi" şartı gerçekleştiği için nişanlanma meydana gelmiştir.
Ayşe'nin vasisi Fatma, Ali'nin askerliğini bitirmesinden sonra evlenmelerine razı olduğunu bildirmiş, Ali de bu şartı uygun bulmuştur. Böylelikle evlenme Ali'nin askere gidip gelmesi şartına bağlanmıştır. Nişanlanma hususunda böyle bir şart bulunmamaktadır ve Ayşe, Ali'nin evlenme teklifini kabul ettiği anda nişanlanma vücut bulmuştur. Ayşe'nin vasisi Fatma, Ali'nin askere gidip gelmesinden sonra evliliğe razı olduğunu beyan etmiştir ve bu rıza beyanına dayanarak Fatma'nın nişanlanmaya da razı olduğunu düşünmek yanlış olmaz. Bu rıza beyanından sonra ise, Ali ile Ayşe arasında var olan nişanlanma, hem Ali hem de Ayşe için bağlayıcı nitelik taşımaktadır.
2)TMK md.122/1:Nişanlılık evlenme dışındaki bir sebeple sona ererse, nişanlıların birbirlerine veya ana ve babanın ya da onlar gibi davrananların, diğer nişanlıya vermiş oldukları alışılmışın dışındaki hediyeler, verenler tarafından geri istenebilir.
Belirtilen kanun hükmü çerçevesinde en başta belirtilmesi gereken husus, verilen hediyelerin yalnızca diğer nişanlıdan yani Ayşe'den talep edilebileceğidir. Yani Ali'nin annesi Fatma'dan hediyeleri geri talep edemeyecektir. Ancak belirtilmesi gereken başka bir nokta daha bulunmaktadır. Ali'nin annesinin, Fatma'ya hediye verme sebebi, oğlu Ali ile Ayşe'nin nişanlanmış olmasıdır ve Ali'nin ölümü ile bu sebep ortadan kalkmıştır. Bu gibi hallerde hediye veren tarafın sosyal konumuna ve mali durumuna bakarak, hediyenin geri talep edilmesi konusuna adil bir çözüm aranır. Olayda Ali'nin annesinin maddi durumundan bahsedilmemekle beraber, eğer maddi durumu düşük denilebilecek düzeyde olsa ve Fatma'ya hediye ettiği 200 TL değerindeki kıyafetler kendisini maddi olarak sıkıntıya düşürecek olsa idi, Borçlar Kanunu'nda belirlenen sebepsiz zenginleşme hükümleri uygulanarak hediyeleri geri talep edebilecekti. Fakat daha öncede de değinildiği üzere olayda Ali'nin annesinin herhangi bir maddi sıkıntısından söz edilmemekte ve objektif olarak değerlendirdiğimizde günümüz şartlarında 200 TL fahiş fiyat sayılmamaktadır. Bu koşullar da göz önünde bulundurulduğunda Ali'nin annesinin Fatma'dan hediyeleri geri talep edemeyeceğini görüyoruz. Ali'nin annesinin Ayşe'ye verdiği hediyelerin mahiyetine gelince, TMK md.122/1'de hediyelerin geri talebi konusunda, "alışılmışın dışındaki hediyeler"in talep edilebileceği söz konusudur. Türkiye şartlarında değerlendirmek gerekirse, hemen hemen bütün yörelerde, Ali'nin annesinin, Ayşe'ye, nişanda giymesi için elbise, ayakkabı ve çanta alması normal karşılanacaktır. Bu hediyeler alışılmışın dışında vasfını taşımamakla beraber, hediyeler için ödenen 500 TL de fahiş bedel vasfı taşımamaktadır. Belirtilen gerekçeler doğrultusunda Ali'nin annesinin Ayşe'den hediyeleri geri talep etmesi söz konusu değildir.
3) Ali'nin babasının Ayşe'den 1500 TL değerindeki tek taş pırlanta yüzüğü geri talep etmesi hususuna gelince, hediyenin hem fiyatı hem de niteliği göz önünde bulundurulduğunda, yine Türkiye şartlarında bu yüzüğün alışılmışın dışında bir hediye olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bu yüzden Ali'nin babası, yüzüğü Ayşe'den geri talep edebilecektir.
4) "Sahibinin elinden iradesi dışında çıkan, yani çalınan, gasp edilen, unutulan, düşürülen, yitirilen vb. taşınırların üçüncü kişilerce iyiniyetle kazanılabilmesi için, kazandırıcı zamanaşımını şartlarının gerçekleşmesi gerekir. Taşınırlarda mülkiyetin kazandırıcı zamanaşımıyla kazanılabilmesi için ise; kazananın, taşınırı iyiniyetli olarak beş yıl elinde bulundurması gerekir. Kazanan kişi iyiniyetli olsa bile, kazanmadan itibaren henüz beş yıllık zamanaşımı süresi geçmemişse; malın sahibi, açacağı bir taşınır davası ile malını ondan geri alabilir." Zevkliler, Medeni Hukuk Pratik Çalışmaları, sayfa 79.
Olayda Ayşe, misafirliğe gittikleri bir evde lavaboda ellerini yıkarken yüzüğü çıkarmış ve orada unutmuştur. Bu yüzden Ayşe'nin yüzüğü iradesi dışında elinden çıkardığını belirtmek gerekmektedir. Neriman ise yüzüğü bir kuyumcudan satın almıştır. Bu yüzden Neriman yüzüğün, Ayşe'ye ait olduğunu bilmeyip, bu konuda ayrıca bir özen göstermesi gerekmemektedir. Bütün bu belirtilenler çerçevesinde Neriman'ın iyiniyetli olduğunu söylemek doğru olur. Ayşe beş yıl içinde açacağı bir taşınır davası ile yüzüğü ondan geri alabilir.
5)""TMK md.282: Çocuk ile ana arasında soybağı doğumla kurulur.
Çocuk ile baba arasında soybağı, ana ile evlilik, tanıma veya hâkim hükmüyle kurulur.
Soybağı ayrıca evlât edinme yoluyla da kurulur."
Olayda Ali ile çocuğu arasında, belirtilen kanun hükmündeki şartlar gerçekleşmediği için soybağı kurulmamıştır. Ayşe babalığın tespiti için mahkemeye başvurarak soybağının kurulmasını talep edebilir. Mahkeme, Ali'nin, çocuğun biyolojik babası olduğuna karar verirse, Ali'nin babasının vasiyetnamesi Ayşe'nin dünyaya getirdiği çocuğun soybağı açısından hukuken bir anlam taşır. OLAY 2:
1)TMK md.145: Aşağıdaki hâllerde evlenme mutlak butlanla batıldır:
1. Eşlerden birinin evlenme sırasında evli bulunması,
2. Eşlerden birinin evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunması,
3. Eşlerden birinde evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığı bulunması,
4. Eşler arasında evlenmeye engel olacak derecede hısımlığın bulunması.
TMK md.146: Mutlak butlan davası, Cumhuriyet savcısı tarafından re'sen açılır.
Bu dava, ilgisi olan herkes tarafından da açılabilir.
Olay, yukarda belirtilen hükümler çerçevesinde değerlendirildiğinde, Ali ile Leyla'nın evliliği, Ali'nin evlilik sırasında Ayşe ile evli olması sebebiyle mutlak butlanla geçersizdir. Ali ile Leyla'nın evliliğine, Cumhuriyet savcısı veya ilgili olan herkes tarafından mutlak butlan davası açılabilir.
2)TMK md.161: Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir.
TMK md.181: Boşanan eşler, bu sıfatla birbirlerinin yasal mirasçısı olamazlar ve boşanmadan önce yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflarla kendilerine sağlanan hakları, aksi tasarruftan anlaşılmadıkça, kaybederler.
Boşanma davası devam ederken, ölen davacının mirasçılarından birisinin davaya devam etmesi ve davalının kusurunun ispatlanması hâlinde de yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır.
Zinanın üç unsuru vardır, bunlar:
- Evli olmak
- Eşinden başka birisiyle cinsi ilişkide bulunmak
- Kusurlu olmak
Olayda Ali, Ayşe ile evli iken, Ayşe'den habersiz Leyla ile de evlenmiş ve iş bahanesiyle, kimi zaman Ayşe ile kimi zaman Leyla ile birlikte yaşamıştır. Bu durumda Ali ile Leyla arasında cinsi ilişkinin fiilen gerçekleştiğini kabul etmek gerekir. Ayrıca Ali, Leyla ile ailesini memnun etmek için, bilerek ve isteyerek evlenmiştir. Bu yüzden Ali'nin kusurlu olduğunu söylemek yerinde olur. Belirtilen bilgiler çerçevesinde Ali, zinanın bütün unsurlarını gerçekleştirmiştir.
Zina, mutlak boşanma sebebidir. Ayşe'nin zina sebebiyle açtığı davada hakim, evlilik birliğinin temelden sarsılıp sarsılmadığını araştımaya gerek görmeksizin, boşanmaya karar verecektir. Ayşe boşanma davası devam ederken yaşamını yitirdiği için, TMK md.181'e göre, Ayşe'nin mirasçılarının davaya devam etmesi ve Ali'nin kusurunun ispatlanması halinde -ki Ali'nin Leyla ile de resmi bir nikahı olduğu için, Ayşe'nin mirasçılarının zinayı ispat etmek için herhangi bir çaba harcamalarına gerek yoktur- Ali, Ayşe'ye mirasçı olamayacaktır.
3)TMK md.161: Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir.
Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.
Affeden tarafın dava hakkı yoktur.
2. sorunun cevabında da bahsedildiği gibi, Ali, zinanın vücut bulabilmesi için gerekli olan unsurların hepsini yerine getirmiştir. Yinelemek gerekirse, zina mutlak bir boşanma sebebidir ve Ayşe zina fiilinin gerçekleşmesinden itibaren beş yıl, zina fiilini öğrenmesinden itibaren altı ay içinde, zina sebebiyle boşanma davası açabilir
1) Nişanlanma yaşı kanunda belirtilmemiş olup, TMK md.118/2'de "Nişanlanma yasal temsilcinin rızası olmadıkça küçüğü veya kısıtlıyı bağlamaz." hükmü yer almaktadır. Olayda Ayşe, küçük yaşta anne ve babasını kaybetmiş, normalde velayet altında olması gerekirken, bu sebepten ötürü vesayet altına girmiştir. Her ne kadar Ayşe'nin yaşı ve kısıtlı olup olmadığı olayda belirtilmemiş ise de, vesayet altında olduğu gerçeğinden biz Ayşe'nin ergin olmadığını anlıyoruz.
Nişanlanma kişiye sıkı sıkıya bağlı bir haktır. Ayşe küçük de olsa nişanlanma ehliyetine sahiptir fakat küçüğün menfaatini korumak adına, nişanlanmanın mali sonuçlarından Ayşe, sorumlu tutulamayacaktır.
TMK md.118/1:Nişanlanma, evlenme vaadiyle olur.
Olayda Ali, Ayşe'ye 01.01.2010 tarihinde evlenme teklif etmiş, Ayşe de teklifi kabul etmiştir. Belirtilen hükümdeki "evlenme vaadi" şartı gerçekleştiği için nişanlanma meydana gelmiştir.
Ayşe'nin vasisi Fatma, Ali'nin askerliğini bitirmesinden sonra evlenmelerine razı olduğunu bildirmiş, Ali de bu şartı uygun bulmuştur. Böylelikle evlenme Ali'nin askere gidip gelmesi şartına bağlanmıştır. Nişanlanma hususunda böyle bir şart bulunmamaktadır ve Ayşe, Ali'nin evlenme teklifini kabul ettiği anda nişanlanma vücut bulmuştur. Ayşe'nin vasisi Fatma, Ali'nin askere gidip gelmesinden sonra evliliğe razı olduğunu beyan etmiştir ve bu rıza beyanına dayanarak Fatma'nın nişanlanmaya da razı olduğunu düşünmek yanlış olmaz. Bu rıza beyanından sonra ise, Ali ile Ayşe arasında var olan nişanlanma, hem Ali hem de Ayşe için bağlayıcı nitelik taşımaktadır.
2)TMK md.122/1:Nişanlılık evlenme dışındaki bir sebeple sona ererse, nişanlıların birbirlerine veya ana ve babanın ya da onlar gibi davrananların, diğer nişanlıya vermiş oldukları alışılmışın dışındaki hediyeler, verenler tarafından geri istenebilir.
Belirtilen kanun hükmü çerçevesinde en başta belirtilmesi gereken husus, verilen hediyelerin yalnızca diğer nişanlıdan yani Ayşe'den talep edilebileceğidir. Yani Ali'nin annesi Fatma'dan hediyeleri geri talep edemeyecektir. Ancak belirtilmesi gereken başka bir nokta daha bulunmaktadır. Ali'nin annesinin, Fatma'ya hediye verme sebebi, oğlu Ali ile Ayşe'nin nişanlanmış olmasıdır ve Ali'nin ölümü ile bu sebep ortadan kalkmıştır. Bu gibi hallerde hediye veren tarafın sosyal konumuna ve mali durumuna bakarak, hediyenin geri talep edilmesi konusuna adil bir çözüm aranır. Olayda Ali'nin annesinin maddi durumundan bahsedilmemekle beraber, eğer maddi durumu düşük denilebilecek düzeyde olsa ve Fatma'ya hediye ettiği 200 TL değerindeki kıyafetler kendisini maddi olarak sıkıntıya düşürecek olsa idi, Borçlar Kanunu'nda belirlenen sebepsiz zenginleşme hükümleri uygulanarak hediyeleri geri talep edebilecekti. Fakat daha öncede de değinildiği üzere olayda Ali'nin annesinin herhangi bir maddi sıkıntısından söz edilmemekte ve objektif olarak değerlendirdiğimizde günümüz şartlarında 200 TL fahiş fiyat sayılmamaktadır. Bu koşullar da göz önünde bulundurulduğunda Ali'nin annesinin Fatma'dan hediyeleri geri talep edemeyeceğini görüyoruz. Ali'nin annesinin Ayşe'ye verdiği hediyelerin mahiyetine gelince, TMK md.122/1'de hediyelerin geri talebi konusunda, "alışılmışın dışındaki hediyeler"in talep edilebileceği söz konusudur. Türkiye şartlarında değerlendirmek gerekirse, hemen hemen bütün yörelerde, Ali'nin annesinin, Ayşe'ye, nişanda giymesi için elbise, ayakkabı ve çanta alması normal karşılanacaktır. Bu hediyeler alışılmışın dışında vasfını taşımamakla beraber, hediyeler için ödenen 500 TL de fahiş bedel vasfı taşımamaktadır. Belirtilen gerekçeler doğrultusunda Ali'nin annesinin Ayşe'den hediyeleri geri talep etmesi söz konusu değildir.
3) Ali'nin babasının Ayşe'den 1500 TL değerindeki tek taş pırlanta yüzüğü geri talep etmesi hususuna gelince, hediyenin hem fiyatı hem de niteliği göz önünde bulundurulduğunda, yine Türkiye şartlarında bu yüzüğün alışılmışın dışında bir hediye olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bu yüzden Ali'nin babası, yüzüğü Ayşe'den geri talep edebilecektir.
4) "Sahibinin elinden iradesi dışında çıkan, yani çalınan, gasp edilen, unutulan, düşürülen, yitirilen vb. taşınırların üçüncü kişilerce iyiniyetle kazanılabilmesi için, kazandırıcı zamanaşımını şartlarının gerçekleşmesi gerekir. Taşınırlarda mülkiyetin kazandırıcı zamanaşımıyla kazanılabilmesi için ise; kazananın, taşınırı iyiniyetli olarak beş yıl elinde bulundurması gerekir. Kazanan kişi iyiniyetli olsa bile, kazanmadan itibaren henüz beş yıllık zamanaşımı süresi geçmemişse; malın sahibi, açacağı bir taşınır davası ile malını ondan geri alabilir." Zevkliler, Medeni Hukuk Pratik Çalışmaları, sayfa 79.
Olayda Ayşe, misafirliğe gittikleri bir evde lavaboda ellerini yıkarken yüzüğü çıkarmış ve orada unutmuştur. Bu yüzden Ayşe'nin yüzüğü iradesi dışında elinden çıkardığını belirtmek gerekmektedir. Neriman ise yüzüğü bir kuyumcudan satın almıştır. Bu yüzden Neriman yüzüğün, Ayşe'ye ait olduğunu bilmeyip, bu konuda ayrıca bir özen göstermesi gerekmemektedir. Bütün bu belirtilenler çerçevesinde Neriman'ın iyiniyetli olduğunu söylemek doğru olur. Ayşe beş yıl içinde açacağı bir taşınır davası ile yüzüğü ondan geri alabilir.
5)""TMK md.282: Çocuk ile ana arasında soybağı doğumla kurulur.
Çocuk ile baba arasında soybağı, ana ile evlilik, tanıma veya hâkim hükmüyle kurulur.
Soybağı ayrıca evlât edinme yoluyla da kurulur."
Olayda Ali ile çocuğu arasında, belirtilen kanun hükmündeki şartlar gerçekleşmediği için soybağı kurulmamıştır. Ayşe babalığın tespiti için mahkemeye başvurarak soybağının kurulmasını talep edebilir. Mahkeme, Ali'nin, çocuğun biyolojik babası olduğuna karar verirse, Ali'nin babasının vasiyetnamesi Ayşe'nin dünyaya getirdiği çocuğun soybağı açısından hukuken bir anlam taşır. OLAY 2:
1)TMK md.145: Aşağıdaki hâllerde evlenme mutlak butlanla batıldır:
1. Eşlerden birinin evlenme sırasında evli bulunması,
2. Eşlerden birinin evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunması,
3. Eşlerden birinde evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığı bulunması,
4. Eşler arasında evlenmeye engel olacak derecede hısımlığın bulunması.
TMK md.146: Mutlak butlan davası, Cumhuriyet savcısı tarafından re'sen açılır.
Bu dava, ilgisi olan herkes tarafından da açılabilir.
Olay, yukarda belirtilen hükümler çerçevesinde değerlendirildiğinde, Ali ile Leyla'nın evliliği, Ali'nin evlilik sırasında Ayşe ile evli olması sebebiyle mutlak butlanla geçersizdir. Ali ile Leyla'nın evliliğine, Cumhuriyet savcısı veya ilgili olan herkes tarafından mutlak butlan davası açılabilir.
2)TMK md.161: Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir.
TMK md.181: Boşanan eşler, bu sıfatla birbirlerinin yasal mirasçısı olamazlar ve boşanmadan önce yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflarla kendilerine sağlanan hakları, aksi tasarruftan anlaşılmadıkça, kaybederler.
Boşanma davası devam ederken, ölen davacının mirasçılarından birisinin davaya devam etmesi ve davalının kusurunun ispatlanması hâlinde de yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır.
Zinanın üç unsuru vardır, bunlar:
- Evli olmak
- Eşinden başka birisiyle cinsi ilişkide bulunmak
- Kusurlu olmak
Olayda Ali, Ayşe ile evli iken, Ayşe'den habersiz Leyla ile de evlenmiş ve iş bahanesiyle, kimi zaman Ayşe ile kimi zaman Leyla ile birlikte yaşamıştır. Bu durumda Ali ile Leyla arasında cinsi ilişkinin fiilen gerçekleştiğini kabul etmek gerekir. Ayrıca Ali, Leyla ile ailesini memnun etmek için, bilerek ve isteyerek evlenmiştir. Bu yüzden Ali'nin kusurlu olduğunu söylemek yerinde olur. Belirtilen bilgiler çerçevesinde Ali, zinanın bütün unsurlarını gerçekleştirmiştir.
Zina, mutlak boşanma sebebidir. Ayşe'nin zina sebebiyle açtığı davada hakim, evlilik birliğinin temelden sarsılıp sarsılmadığını araştımaya gerek görmeksizin, boşanmaya karar verecektir. Ayşe boşanma davası devam ederken yaşamını yitirdiği için, TMK md.181'e göre, Ayşe'nin mirasçılarının davaya devam etmesi ve Ali'nin kusurunun ispatlanması halinde -ki Ali'nin Leyla ile de resmi bir nikahı olduğu için, Ayşe'nin mirasçılarının zinayı ispat etmek için herhangi bir çaba harcamalarına gerek yoktur- Ali, Ayşe'ye mirasçı olamayacaktır.
3)TMK md.161: Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir.
Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.
Affeden tarafın dava hakkı yoktur.
2. sorunun cevabında da bahsedildiği gibi, Ali, zinanın vücut bulabilmesi için gerekli olan unsurların hepsini yerine getirmiştir. Yinelemek gerekirse, zina mutlak bir boşanma sebebidir ve Ayşe zina fiilinin gerçekleşmesinden itibaren beş yıl, zina fiilini öğrenmesinden itibaren altı ay içinde, zina sebebiyle boşanma davası açabilir
OLAY 3:
1)TMK md.23: Kimse, hak ve fiil ehliyetlerinden kısmen de olsa vazgeçemez.
Kimse özgürlüklerinden vazgeçemez veya onları hukuka ya da ahlâka aykırı olarak sınırlayamaz..Yazılı rıza üzerine insan kökenli biyolojik maddelerin alınması, aşılanması ve nakli mümkündür. Ancak, biyolojik madde verme borcu altına girmiş olandan edimini yerine getirmesi istenemez; maddî ve manevî tazminat isteminde bulunulamaz.
ANAYASA md.48/1: Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir.
Olayda Ayşe, iş başvurusunun kabul olması için, üç yıl evlenmeyeceğine dair bir söleşme yapmıştır. Anayasamızın 48. maddesine göre, herkes sözleşme yapma özgürlüğüne sahiptir. Ancak, TMK md.23'de kişilerin hak ve fiil ehliyetlerinden kısmen de olsa vazgeçmeleri yasaklanmıştır. Bu bağlamda Ayşe'nin evlenme hakkını sınırlandırmak adına yaptığı sözleşme hükümsüzdür. Böylelikle tarafların bu sözleşmeden herhangi bir hak kazanması veya borç altına girmesi de söz konusu değildir.
1)TMK md.23: Kimse, hak ve fiil ehliyetlerinden kısmen de olsa vazgeçemez.
Kimse özgürlüklerinden vazgeçemez veya onları hukuka ya da ahlâka aykırı olarak sınırlayamaz..Yazılı rıza üzerine insan kökenli biyolojik maddelerin alınması, aşılanması ve nakli mümkündür. Ancak, biyolojik madde verme borcu altına girmiş olandan edimini yerine getirmesi istenemez; maddî ve manevî tazminat isteminde bulunulamaz.
ANAYASA md.48/1: Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir.
Olayda Ayşe, iş başvurusunun kabul olması için, üç yıl evlenmeyeceğine dair bir söleşme yapmıştır. Anayasamızın 48. maddesine göre, herkes sözleşme yapma özgürlüğüne sahiptir. Ancak, TMK md.23'de kişilerin hak ve fiil ehliyetlerinden kısmen de olsa vazgeçmeleri yasaklanmıştır. Bu bağlamda Ayşe'nin evlenme hakkını sınırlandırmak adına yaptığı sözleşme hükümsüzdür. Böylelikle tarafların bu sözleşmeden herhangi bir hak kazanması veya borç altına girmesi de söz konusu değildir.
OLAY 4:
1)TMK md.194/1: Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz.
Belirtilen kanun hükmünde, eşlerden birininin, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemeyeceği kesin bir dille ortaya konulmuştur. Bu hüküm çerçevesinde olayı değerlendirdiğimizde, Ali'nin, Behice'nin açık rızasını almadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemeyeceğini söylemek yerindedir.
2)TMK md.188: Eşlerden her biri, ortak yaşamın devamı süresince ailenin sürekli ihtiyaçları için evlilik birliğini temsil eder.
Ailenin diğer ihtiyaçları için eşlerden biri, birliği ancak aşağıdaki hâllerde temsil edebilir:
1. Diğer eş veya haklı sebeplerle hâkim tarafından yetkili kılınmışsa,
2. Birliğin yararı bakımından gecikmede sakınca bulunur ve diğer eşin hastalığı, başka bir yerde olması veya benzeri sebeplerle rızası alınamazsa.
TMK md.189: Birliği temsil yetkisinin kullanıldığı hâllerde, eşler üçüncü kişilere karşı müteselsilen sorumlu olurlar.
Eşlerden her biri, birliği temsil yetkisi bulunmaksızın yaptığı işlemlerden kişisel olarak sorumludur. Ancak, temsil yetkisinin üçüncü kişilerce anlaşılamayacak şekilde aşılması hâlinde eşler müteselsilen sorumludurlar.
Evlilik birliğinin temsilinde, göz önünde bulundurulması gereken temel nitelik, temsilin ailenin olağan ihtiyaçları için yapılıp yapılmadığıdır. Ailenin olağan ihtiyaçları deyimiyle anlatılmak istenen, ailenin yeme-içme, giyinme, barınma, ısınma, çocukların eğitimi, aile bireylerinin sağlığı vb. ihtiyaçlardır. Ailenin olağan dışı ihtiyaçları deyimi ile anlatılmak istenen ise, aile bireylerinin yaşamlarını sürdürebilmeleri için gerekli olan temel ihtiyaçların dışında kalan ihtiyaçlardır. İhtiyaçların, olağan veya olağan dışı olmasının saptanmasında, objektif ve sübjektif ölçütler vardır. Yukarıda belirtilen ölçütler, objektif ölçüt kapsamındadır. Sübjektif ölçütün belirlenmesinde ise, ailenin, sosyal konumuna, mali durumuna ve yaşadığı çevreye bakılarak değerlendirme yapılması söz konusudur.
Olayı objektif ölçüt kapsamında değerlendirmek gerekirse, Ali'nin kendi işi için yaptığı masraflar ailenin olağan ihtiyaçları kapsamı dışındadır. Bu yüzden TMK md.189/2 gereğince Ali, Cemal ile yaptığı sözleşmeden doğan borçlar için kişisel olarak sorumludur. Behice'nin mütesesil sorumluluğu yoktur.
3)TMK md.305: Bir küçüğün evlât edinilmesi, evlât edinen tarafından bir yıl süreyle bakılmış ve eğitilmiş olması koşuluna bağlıdır.
Evlât edinmenin her hâlde küçüğün yararına bulunması ve evlât edinenin diğer çocuklarının yararlarının hakkaniyete aykırı bir biçimde zedelenmemesi de gerekir.
TMK md.306/1,2: Eşler, ancak birlikte evlât edinebilirler; evli olmayanlar birlikte evlât edinemezler.
Eşlerin en az beş yıldan beri evli olmaları veya otuz yaşını doldurmuş bulunmaları gerekir.
TMK md.308: Evlât edinilenin, evlât edinenden en az onsekiz yaş küçük olması şarttır.
Ayırt etme gücüne sahip olan küçük, rızası olmadıkça evlât edinilemez.
Vesayet altındaki küçük, ayırt etme gücüne sahip olup olmadığına bakılmaksızın vesayet dairelerinin izniyle evlât edinilebilir.
TMK md.309: Evlât edinme, küçüğün ana ve babasının rızasını gerektirir.
Rıza, küçüğün veya ana ve babasının oturdukları yer mahkemesinde sözlü veya yazılı olarak açıklanarak tutanağa geçirilir.
Verilen rıza, evlât edinenlerin adları belirtilmemiş veya evlât edinenler henüz belirlenmemiş olsa dahi geçerlidir.
TMK md.310: Rıza, küçüğün doğumunun üzerinden altı hafta geçmeden önce verilemez.
Rıza, tutanağa geçirilme tarihinden başlayarak altı hafta içinde aynı usulle geri alınabilir.
Geri almadan sonra yeniden verilen rıza kesindir.
TMK md.311: Aşağıdaki hâllerde ana ve babadan birinin rızası aranmaz:
l. Kim olduğu veya uzun süreden beri nerede oturduğu bilinmiyorsa veya ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksun bulunuyorsa,
2. Küçüğe karşı özen yükümlülüğünü yeterince yerine getirmiyorsa.
Belirtilen kanun hükümlerini olayın koşullarına göre değerlendirmek gerekirse, evlat edinme için aranan şartlar:
-Küçüğün, evlât edinen tarafından bir yıl süreyle bakılmış ve eğitilmiş olması
-Evlat edinmenin, küçüğün mefaatine olması
-Evlat edinme talebi olan kişilerin evli olması
-Evliliğin en az beş yıldır devam ediyor olması
-Eşlerin otuz yaşını doldurmuş olmaları
-Evlât edinilenin, evlât edinenden en az onsekiz yaş küçük olması
-Evlat edinilen küçüğün, ana-babasının rızasının olması
-Rızanın mahkemede sözlü veya yazılı olarak beyan edilmesi
-Evlat edinilen küçüğün doğumundan altı haftadan fazla zaman geçmiş olmasıdır.
Belirlenen şartların tek tek değerlendirilmesi gerekir. Fakat olayda, Behice 25 yaşında olduğu için, aranan şartlardan "eşlerin otuz yaşını doldurmuş olmaları" şartı var olmamakta, bu yüzden diğer şartların varlığını değerlendirmeye gerek kalmamaktadır. Ali ve Behice'nin, Aysu'nun 2 yaşındaki kızını evlat edinemeyecekleri net bir biçimde görülmektedir
/alıntı/
1)TMK md.194/1: Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz.
Belirtilen kanun hükmünde, eşlerden birininin, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemeyeceği kesin bir dille ortaya konulmuştur. Bu hüküm çerçevesinde olayı değerlendirdiğimizde, Ali'nin, Behice'nin açık rızasını almadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemeyeceğini söylemek yerindedir.
2)TMK md.188: Eşlerden her biri, ortak yaşamın devamı süresince ailenin sürekli ihtiyaçları için evlilik birliğini temsil eder.
Ailenin diğer ihtiyaçları için eşlerden biri, birliği ancak aşağıdaki hâllerde temsil edebilir:
1. Diğer eş veya haklı sebeplerle hâkim tarafından yetkili kılınmışsa,
2. Birliğin yararı bakımından gecikmede sakınca bulunur ve diğer eşin hastalığı, başka bir yerde olması veya benzeri sebeplerle rızası alınamazsa.
TMK md.189: Birliği temsil yetkisinin kullanıldığı hâllerde, eşler üçüncü kişilere karşı müteselsilen sorumlu olurlar.
Eşlerden her biri, birliği temsil yetkisi bulunmaksızın yaptığı işlemlerden kişisel olarak sorumludur. Ancak, temsil yetkisinin üçüncü kişilerce anlaşılamayacak şekilde aşılması hâlinde eşler müteselsilen sorumludurlar.
Evlilik birliğinin temsilinde, göz önünde bulundurulması gereken temel nitelik, temsilin ailenin olağan ihtiyaçları için yapılıp yapılmadığıdır. Ailenin olağan ihtiyaçları deyimiyle anlatılmak istenen, ailenin yeme-içme, giyinme, barınma, ısınma, çocukların eğitimi, aile bireylerinin sağlığı vb. ihtiyaçlardır. Ailenin olağan dışı ihtiyaçları deyimi ile anlatılmak istenen ise, aile bireylerinin yaşamlarını sürdürebilmeleri için gerekli olan temel ihtiyaçların dışında kalan ihtiyaçlardır. İhtiyaçların, olağan veya olağan dışı olmasının saptanmasında, objektif ve sübjektif ölçütler vardır. Yukarıda belirtilen ölçütler, objektif ölçüt kapsamındadır. Sübjektif ölçütün belirlenmesinde ise, ailenin, sosyal konumuna, mali durumuna ve yaşadığı çevreye bakılarak değerlendirme yapılması söz konusudur.
Olayı objektif ölçüt kapsamında değerlendirmek gerekirse, Ali'nin kendi işi için yaptığı masraflar ailenin olağan ihtiyaçları kapsamı dışındadır. Bu yüzden TMK md.189/2 gereğince Ali, Cemal ile yaptığı sözleşmeden doğan borçlar için kişisel olarak sorumludur. Behice'nin mütesesil sorumluluğu yoktur.
3)TMK md.305: Bir küçüğün evlât edinilmesi, evlât edinen tarafından bir yıl süreyle bakılmış ve eğitilmiş olması koşuluna bağlıdır.
Evlât edinmenin her hâlde küçüğün yararına bulunması ve evlât edinenin diğer çocuklarının yararlarının hakkaniyete aykırı bir biçimde zedelenmemesi de gerekir.
TMK md.306/1,2: Eşler, ancak birlikte evlât edinebilirler; evli olmayanlar birlikte evlât edinemezler.
Eşlerin en az beş yıldan beri evli olmaları veya otuz yaşını doldurmuş bulunmaları gerekir.
TMK md.308: Evlât edinilenin, evlât edinenden en az onsekiz yaş küçük olması şarttır.
Ayırt etme gücüne sahip olan küçük, rızası olmadıkça evlât edinilemez.
Vesayet altındaki küçük, ayırt etme gücüne sahip olup olmadığına bakılmaksızın vesayet dairelerinin izniyle evlât edinilebilir.
TMK md.309: Evlât edinme, küçüğün ana ve babasının rızasını gerektirir.
Rıza, küçüğün veya ana ve babasının oturdukları yer mahkemesinde sözlü veya yazılı olarak açıklanarak tutanağa geçirilir.
Verilen rıza, evlât edinenlerin adları belirtilmemiş veya evlât edinenler henüz belirlenmemiş olsa dahi geçerlidir.
TMK md.310: Rıza, küçüğün doğumunun üzerinden altı hafta geçmeden önce verilemez.
Rıza, tutanağa geçirilme tarihinden başlayarak altı hafta içinde aynı usulle geri alınabilir.
Geri almadan sonra yeniden verilen rıza kesindir.
TMK md.311: Aşağıdaki hâllerde ana ve babadan birinin rızası aranmaz:
l. Kim olduğu veya uzun süreden beri nerede oturduğu bilinmiyorsa veya ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksun bulunuyorsa,
2. Küçüğe karşı özen yükümlülüğünü yeterince yerine getirmiyorsa.
Belirtilen kanun hükümlerini olayın koşullarına göre değerlendirmek gerekirse, evlat edinme için aranan şartlar:
-Küçüğün, evlât edinen tarafından bir yıl süreyle bakılmış ve eğitilmiş olması
-Evlat edinmenin, küçüğün mefaatine olması
-Evlat edinme talebi olan kişilerin evli olması
-Evliliğin en az beş yıldır devam ediyor olması
-Eşlerin otuz yaşını doldurmuş olmaları
-Evlât edinilenin, evlât edinenden en az onsekiz yaş küçük olması
-Evlat edinilen küçüğün, ana-babasının rızasının olması
-Rızanın mahkemede sözlü veya yazılı olarak beyan edilmesi
-Evlat edinilen küçüğün doğumundan altı haftadan fazla zaman geçmiş olmasıdır.
Belirlenen şartların tek tek değerlendirilmesi gerekir. Fakat olayda, Behice 25 yaşında olduğu için, aranan şartlardan "eşlerin otuz yaşını doldurmuş olmaları" şartı var olmamakta, bu yüzden diğer şartların varlığını değerlendirmeye gerek kalmamaktadır. Ali ve Behice'nin, Aysu'nun 2 yaşındaki kızını evlat edinemeyecekleri net bir biçimde görülmektedir
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder